28 Ağustos 2007 Salı
27 Ağustos 2007 Pazartesi
üç soru..

Bir soru daha:
Sevgileriniz yalan mıydı yoksa?!
Ve son soru:
Çorak vadilere yönelmişse sevgilerimiz, çevremizi kandırmıyorsa sulara, içimizden akan Nil olsa ne?!
Âyine,İskender Pala
21 Ağustos 2007 Salı
20 Ağustos 2007 Pazartesi
bir mağara düşün dostum

Bir de düşün ki esiri mağaradan çıkarıp dik bir patikada güneşin aydınlattığı bölgelere sürükledik.Bağırdı, yanıp yakıldı, öfkelendi...Kulak asmadık.Gün ışığına yaklaştıkça gözleri daha çok kamaştı.Hiçbirini seçemez oldu gerçek nesnelerin.Sonra yavaş yavaş alıştı aydınlığa.Önce gölgeleri fark etti, arkasında insanların ve cisimlerin suya vuran akislerini.Akşam olunca göğe çevirdi bakşlarını, ayı gördü, yıldızları gördü.Zamanla güneşin suya vuran akislerine bakabildi.Nihayet gökteki güneşe çevirdi gözlerini.Ve düşünmeye başladı.Ona öyle geldi ki mevsimleri de yılları da güneş yaratıyor, görünen dünyanın yöneticisi o.Esirlerin mağarada gördükleri varsa onun eseri.Ve eski günlerini hatırladı.Ne kadar yanlış anlamışlardı bilgeliği.Mutluydu şimdi, mağarada kalan arkadaşlarına acıyordu.Eski hayatına, eski vehimlerine dönmemek için her çileye katlanabilirdi.
Adamın mağaraya döndüğünü tasavvvur et.Karanlığa kolay kolay alışılabilir mi? Dostlarına hakikati söylese dinlerler mi onu? Ağzını açar açmaz alay ederler:"Sen dışarda gözlerini kaybetmişsin arkadaş. Saçmalıyorsun.Biz yerimizden çok memnunuz.Bizi dışarı çıkmaya zorlayacakların vay haline..." İşte böyle aziz dostum.Sana anlattığım hikaye kendi halimizin tasviridir.Yeraltındaki mağara:görünürler dünyası.Yücelere çıkan esir:meseller (idea'lar) alemine yükselen ruh.
Eflatun
p.s. ileri görüşlülüğün bu kadarı.. kaç asır önce söylendi, yazıldı bu satırlar kim bilir
p.s.(1) aslında ileri görüşlülükle değerlendirmek yanlış olabilir, insanın doğasından kaynaklanıyor belki de ne kadar medeniyiz desek de bir yanımız hep ilkel, doğru bir tespit olduğu su götürmez bir gerçek bu arada
babalar güzeline mersiye
Gittin; dünya bir kafes, devâ mahpus, söz ketum Gittin; çekildi suyu can nehrinin; kaldı kum Doruklarda bahardın, derinde servi boylu Muhabbet savaşçısı, yiğit, cihangir soylu Göklere yönelirdin gece gündüz, susardın Zamanı ilmek ilmek çözüp hicranı sardın Bu gün hüznün hayale kuyu kazdığı gündür Bu gün kederden sabrın bile bezdiği gündür Yetim kalmış çiçekler sana meftun bakardı Yuvanda gülkurusu bakışların kokardı Tenhada çoğaltırdın gözlerini kimsesiz Gözlerin başkaları için ağlardı sessiz Bereket dağıtırdın çocukların kalbine Sonbaharına erip döndürüldün Rabbine Bu gün ötenin bir dost eli sezdiği gündür Bu gün samanyolunda aşkın gezdiği gündür Kör bakmayı bilmezdin; özde ruhun yanardı Rüzgâr, yağmur ve güneş seni meczup sanardı Şimdi yansın kapılar, pencereler kırılsın Vadiyi sel götürsün, dağ ikiye yarılsın Öncü bir kıyametten geçtiğin ândı ölüm Sen rüyadan uyandın; senden uyandı ölüm Bu gün kalemin “eyvah” diye yazdığı gündür Bu gün kardelenlere kanın sızdığı gündür Ân gelir, seni nâçâr kılan dert nîran olur Alıcı kuşlar gibi vurulup vîran olur Yedi iklimden sorar düşlerini yârenler Buhurdanlıkta taşır hâtıranı erenler Kırlangıç yuva yapsın şimdi lâlezarına Erguvan tohumları ekildi mezarına Bu gün kovulmuşların katran süzdüğü gündür Bu gün toprağın alevleri üzdüğü gündür |
Nurullah Genç |
16 Ağustos 2007 Perşembe
hoşça bak zatına

Meleklerin secde etmeleri emredilen kadri yüceltilmiş bir varlıksın, bildiğin gibi değil, her varlıktan daha olgun daha ilerisin sen.
Ruhsun, Cebrail'in üfürmesiyle ikizsin, Allah'nın sırrısın, Meryem'in oğlu İsa gibisin sen.
Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Mertebeni adlarla sanma; adların sahibindedir. Dönüp varacağın yer her şeyi yaratandır, eşyaya gideceğini zannetme.
Gördüğün gerçekleri rüya sanma, sen başka bir varlıksın; kendini her sûreti kabul eden Heyulanın büründüğü sûret zannetme.
Keşifle gerçekliği meydana çıkan manayı dava sanma, hakkında söylenen vasıfları gözüne girmek için söylenmiş sözler zannetme.
Kendine bir hoşça bak, âlemin özüsün sen; varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Sırrını inleyip de sakın ağyara açma; bilmezlikle inkâr çukuruna düşmekten sakın.
Ahların, sakın, sevgilinin kâkülüne değmesin, sonra Mansur gibi dâra çıkarsın.
Sakın yaradan incinip de sevgiliye aczini bildirmeye kalkışma; a çaresiz kişi bulduğun kadri yüce incileri sakın.
Kendine bir hoşça bak, âlemin özüsün, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Sevgi sırlarının mahzeni, o sırlar hazinelerinin konduğu yer sendedir, sende. Erlik, yiğitlik nurlarının madeni sendedir, sende.
Gizli gizli daha nice ruh halleri var sende. Tanıyıp anlayış sende, hüner sende hakikât sende.
Baksan görürsün ki yer de, gök de, cehennem de, cennet de sende, kürsî de sende, melek de elbet sendedir sende.
Kendine bir hoşça bak, âlemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Yazıktır, padişahken âlemde yoksul olmayasın, ümit ve yalvarışla bozbulanık bir hale gelmeyesin.
Ye's vadisine düşüp bir hiç olarak yok olmayasın, yolunu yitirip bela sahrasının yolunu tutmayasın.
Âdeme yapış ki gerçekten ayrılmayasın, secdeler et ki Allah reddetmesin seni.
Kendine bir hoşça bak,âlemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Allah'tan gayri bütün varlıklardan, çakıp sönen, gelip giden bütün şimşekler gibi geç git. Üstüne takılan, konan çerçöpe aşk ateşini siper et (onları yak yandır).
Gönül bağlanacak şeylerin eserleri, sakın, eteğini tutmasın. Şems gibi, Mevla'yı isteyerek yola koyul, yol almaya bak.
Aynanı( gönlünü) arıt, bütün sûretler ona vursun, görünsün. Galip, hele bir duygularını derle, topla da bak.
Kendine bir hoşça bak, âlemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Şeyh Galip (sadeleştirilmiş..)
2 Ağustos 2007 Perşembe
slogan ilkelin ideolojisi

Toprak sarsılıyor!..Hep birden esfel-i sâfiline yuvarlanmak istemiyorsak, gözlerimizi açmalıyız.İnsanlar sloganla güdülmez.Düşünceye hürriyet, sonsuz hürriyet.Kitaptan değil kitapsızlıktan korkmalıyız..Bütün ideolojilere kapıları açmak, hepsini tanımak, hepsini tartışmak ve Türkiye'nin kaderini onların aydınlığında fakat tarihimizin büyük mirasına dayanarak inşa etmek.İşte, en doğru yol.
Bu Ülke,Cemil Meriç
1 Ağustos 2007 Çarşamba
virgülü kaybettik

Osman Nevres Efendi diyor ki:
Öğütme ağzına her ne gelirse âsiyâb-âsâ
Sözü söylerken on defa düşünmeyi, onu en güzel ve sanatlı şekilde söylemeyi nasıl da unuttuk birden.Bir vakitler, konuştuğunda herkesin sustuğu, yazarken kaleminden dimağa lezzetler yayılan söz sultanları yaşardı bu coğrafyada oysa.Galiba bir rüzgar esti üstünden kentin ve sözün efendisi virgülü yitirdi birden.O zaman geniş, sanatlı, bol çağrışımlı, zengin ve tabii olarak zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler, kısa anlatımlar kullanmaya başladı.İfadede bir kargaşayla karşılaşmıyordu gerçi ama konuştuklarının etkinliği, güzelliği, estetiği ve sanatı kısmen kaybolmuştu.Cümleleri basitleşince gitgide düşünceleri de basitleşti ve bu, gün geldi kişiliğine yansıdı, sıradan ve hatta önemsiz kıldı.Efendiğini mi yitiriyordu ne?!..
Bir başka gün, o rüzgar ünlem işaretini alıp götürdü.Şimdi alçak sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşur olmuştu usta.Artık ne kızıyor, ne seviniyor, ne de heyecanlanabiliyordu.Hayatının renkleri kaybolmuş gibiydi.Yeknesak yaşamaya işte böyle başladı.Ustalığı yoktu artık.
Bir süre sonra, soru işaretini de yitirdiğini gördü.Soru sormaz, soramaz olmak onu kendi içine kapatmıştı.Hiç bir şey onu ilgilendirmiyordu artık.Kalbinden geçen sevgilerin nedenini, zihnini bulandıran düşüncelerin niceliğini, dış dünyada olup biten olayların gerçeğini anlayamıyordu.Ne evren, ne dünya, ne ülke, ne de kendisi umrundaydı artık.Çocukken merak ettiklerini bile meark etmekten uzaklaştı.
Birkaç yıl sonra sözcü, üst üste iki noktanın anlamını unuttu.Davranışlarının sebeplerini açıklamaktan vazgeçmeye o zaman başladı.Başkaları da onunla ilgilenmez olmuşlardı.Büyük bir yalnızlığın içinde kalmış, kalabalıklar arasında tek başına yaşar olmuştu.Ailesi, çevresi, işi, mesleği, sosyal hayatı var mıydı, yok muydu, unutmuştu.Sözü kaybetti.
Ömrünün sonuna doğru elinde yalnızca tırnak işaretinin kaldığını fark etti.Kendine özgü tek düşüncesi yoktu artık.Kendinden sıyrılmış olarak yaşamak, başka birisinin yerine yaşamak kadar tatsız, boş ve anlamsızdı.Üstelik başkalarının düşüncelerindeki sorumlulukları yüklenme endişesi de iyiden iyiye belini bükmüştü.
Noktaya geldiğinde sıra, düşünmeyi ve konuşmayı da unuttu.Kaybettiği nokta son nefesinde onu beklemekteydi oysa.
Dil bir ayna idi, insanın gerçek yankısını dışa aksettiren.Ve aynalar ya güzelleşmek ve süslenmek ya da çirkinliğimizi görüp gidermek içindir.Aynayı kırmak, çirkinliğimizi başkalarının gözünden değil kendi gözümüzden saklar.
Gözgü,İskender Pala